Ki ben ;

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
Bir insanım.

İzleyiciler

21 Eylül 2011 Çarşamba

Kimsenin nereli olduğu beni ilgilendirmez.. bu arada neresindensin?

Tuhaf bir hoca olduğu duyulan öğretmen sınıfa girer.
Kendini tanıtırken kız öğrencilerden nefret ettiğini, kızların hepsinin adının onun gözünde Ayşe olduğunu söyler.
Sonra tanışma amaçlı sınıftakilerin(kızlar da dahil) isimlerini ve memleketlerini sorar.
Memleketlerini sorduğu öğrencilere 10 dakika sonra kimsenin nereli olduğunun onu ilgilendirmediğini söyler.
İsimler o kadar ilgilendirmiyor ki merak ediyor.Nereli olduğumuz o kadar önemsiz ki; soruyor.
Adam kendisiyle çelişir ve gider.



İlginç bir edebiyat dersi beni bekliyor anlaşılan..

30 Haziran 2011 Perşembe

Bi şey anlatıcam:

Geçen akşam oturduğum siteye girerken bekçi kulübesindeki üç-dört kız gözüme takıldı. Onlar napıyolar orda diye bi bakındım, çaktırmadan. Sitenin güvenlik kameralarını izlediklerini gördüm. Ve aralarındaki konuşmadan da anladım ki gruplu saklanbaç oynamaya karar vermişler ve saklanan erkek grubunun güvenlik kameralarından nereye saklandıklarını gözetliyorlar.  Siz bu çakalları çocuk diyip geçer misiniz? Bu küçük kızların büyüdüklerinde nasıl olacaklarını çok merak etmekteyim.
Ben bu karikatüre bayılıyorum:

Geldim.

İnternetim olmadığı için çok uzak kaldım buralardan ve çok özledim blogumu.
Hoşgeldim:)

12 Mart 2011 Cumartesi

İçimden Yazmak Gelmiyor

Dns ayarlarımı değiştirdim bloga girebiliyorum aslında ama yazmak hiç içimden gelmiyor şu sıralar.
Artık kalksın şu erişimi engellemeler falan..

1 Mart 2011 Salı

Bloguma Dokunma!

Ben şu anda bloguma erişebiliyorum ama ne zaman ben de erişemez hale geleceğim bilemiyorum. Ama uzak olmayacağı kesin.Bu olay üzerine yazı bile yazmak istemiyorum.  http://dlrtire2.wordpress.com/  *buralardayım artık... Hiç de ısınmadı ya kanım,neyse.!
Lütfen destek: TIK. ve TIK!

 BLOGUMA DOKUNMA !
Sansüre KARŞIYIZ!
Bloguma do-kun-ma!

28 Şubat 2011 Pazartesi

Yeşim Ceren Bozoğlu Ve 0 Milyona Kitap




Az önce internette bir haber okudum. Çok mutlu oldum ve neden şimdiye kadar haberim olmadığına çok şaşırdım. Habere geçeyim;
Yeşim Ceren Bozoğlu Facebook'ta '0 milyona kitap' adında bir sayfa açmış.Bu sayfada tamamen gönüllü olarak insanların birbirlerine kitaplar gönderebilmesi sağlanmış.Bireysel olarak istediğiniz ama herhangi bir sebepten dolayı alamadığınız bir kitabı isteyebileceğiniz gibi bir okul kütüphanesi için de yardımda bulunmak isteyen insanlara ulaşabileceğiniz bir sayfa.E Yeşim Ceren Bozoğlu da yaptığı bu sosyal sorumluluk projesi dolayısıyla Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi tarafından "Yılın En İyi Sosyal Projesi Onur Ödülü"ne layık görülmüş.

Benim çok hoşuma gitti bu sayfa.Kendisini burdan tebrik ediyorum.Cidden almak isteyip de alamadığım çok kitap var, güvenebilirsem birgün buradan temin etmeye çalışabilirim.Keşke birgün D&R falan gibi büyük yerler de böyle bir şey yapsa... İzdiham olur gerçi. Neyse..

Sayfaya burdan ulaşabilirsiniz.
Haberse burda.

27 Şubat 2011 Pazar

Pazar Sendromu

Yarının pazartesi olduğu gerçeğini görmezden gelmek istiyorum ? Ama nasıl?

25 Şubat 2011 Cuma

Bir Devir Muhteşemdi;Kavak Yelleri.

Aslında öğretmenlerle ilgili bir yazı yazacaktım ama telefonuma yazdığım yazıyı taslaklara kaydettiğimi sanarak mesajlar bölümünden çıkınca yazı mazı kalmadı ortada.Çünkü kaydetmemişim meğerse. İçim acıdı resmen.Yazılarım benim çocuğum gibi-yazar burda;her şarkım benim çocuğum gibi diyen popçulara sesleniyor-.
Ben de tekrar yazmak istemedim. Kavak Yelleri hakkında bir şeyler yazmak istedi canım.

NOT:Yazının burdan sonrasını bunu dinleyerek okumanız tavsiye edilir. Ya da bunu. Bu da olabilir.
Biliyorsunuz Kavak Yelleri'ni.Tıms Productions'ın yaz dizisi olarak başlayan ama bu yıl 4.sezonu yayınlanmakta olan dizisi.
İlk yayınlandığı sıralarda bu tür bir gençlik dizisi pek olmadığı için insanlar sevdiler bu hikayeyi.Ben de sevdim... Kendine has diyalogları ve şiirleri olması bir de üstüne İzmir de geçmesi diziyi izlenilebilir yaptı.Karakterler bizden kişilerdi.Herkes Efe gibi bir abisi,dostu olsun istedi mesela.Orijinal adamdı o. Çok doğal duruyordu televizyonda.
Yiğit
Güralp çok güzel işliyordu bütün karakterleri dizide.Sonra Yiğit Güralp'tan AslıEfe aşkı yazması istendi.O ise dizinin senaristliğinden çekildi. " Kavak Yelleri'ni Efe Aslı aşkını midem kaldırmadığı için bıraktım... Ben olsaydım öyle bi aşk olmazdı... Ama zaten yapımcı ve kanal o aşkı istiyor ve bunun için her hafta baskı yapıyordu... Onlara göre bu aşk ratingleri yükseltecekti... Ben de ratinglerinizle size hayırlı günler  dedim ve bıraktım... Bir daha asla ratingleri benim yazdığım bölümler gibi olmadı... " diye bir açıklamada bulundu gelen sorular üzerine.
Sonra Aslı & Efe dostluğunun yerini Aslı&Efe aşkı aldı. En başından beri
EfeAslıcılardandım ben zaten. Sevindim.Zevkle izlemeye devam ettik ailecek...
İlişkiler açısından Kavak Yelleri'ni eleştirmiyorum çünkü benim hayatımda da böyle iki yakın arkadaşla da birlikte olan ve hala o iki birlikte olduğu arkadaşla da görüşen insanlar var.Bu nedenle o kadar da absürt gelmiyor ilişkiler.Tabi bu aşağıda da görmüş olduğunuz gibi karışık bir ilişki şeması(şekil1a.) olduğu gerçeğini değiştirmez.

şekil 1a.


Ama sonra bir baktık ki bizim dostluk,gençlik dizimiz gitmiş yerini entrikalarla örülü bir hikayeye sahip bir pembe dizi almış.
Dizide her karakter en az bir kere ölümün kıyısından dönmüş. Hepsi en az bir kere kaçırılmış. Hepsi en az 2 farklı kişiye aşık olmuş ve aslında 4 başrolden oluşan dizi Aslı karakterinin üzerine o kadar yoğunlaşmış ki adı Aslı'nın Yelleri olarak değiştirilmesi daha uygun hale gelmiş.


Yok efendim Efe öldü.Dizide 3 senelik zaman atlaması yaşandı.Dur dur ölemedi ama 4 aya kadar ölecek falan filan. saçma sapan.Tüm bunlara rağmen her bölümünü özenle takip ediyorum gerçi.Hala izliyorum sanki bir sorumluluk meselesi gibi.
Amaaan zaten bu sezon bitecek diyorlar.
Reytingler de kötü.Orijinal adamın dönüşü işe yaramadı.Dizi çok kan kaybetti.Toparlanamıyor.Saat 23'de başlıyor...
Neyse lafı çok uzattım. Böyle yani... Kavak Yelleri efsane olarak başladı ama neredeyse vasat olarak bitecek çoğu insanın gözünde.Kime sorsam -sıktı o artık,diyor.


Lafın kısası;Sevgili Kavak Yelleri, seni hala kaçırmadan izliyorum ama çok saçmaladın.Efe ve Deniz aşkını bekliyorsun galiba bitmek için.
Yazımı Kavak Yelleri'nin bir şiiriyle bitiyorum.
Anladım
Yok

Çok döndüm

Çok dolaştım

Yok

En güzeli senin gözlerin

Gözlerin çocukluğumuz kadar sıcak

Ve gözlerin kalan ömrümüz kadar derin

Dönenlere küsme sakın

Sen dünyaya küsebilir misin?

Bil ki kimine göre baba ocağı

Kimine göre yar kucağı şu kürkçü dükkanı dediğin

Ve belki de her yolun sonundan sana dönmek

En güzel yanı şu gençliğin

Çünkü yok ki

Çok döndüm

Çok dolaştım yok

Ve ben de anladım

Aslı varken surete gerek yok.

Not:Bir başka yazımda diğer şiirleri de ekleyeceğim.



23 Şubat 2011 Çarşamba

Birkaç Küçük İtirafım Var Sayın Seyirciler

  • Bilgisayar ya da telefon gibi elektronik aletlerle konuşmuşluğum hatta onlara bağırmışlığım vardır.
  • Şu meşhur 'de,da'ları doğru yazanları çok seviyorum.Saygı duyuyorum görür görmez.
  • Facebook'daki sohbet şeyisi küçük olduğu için yazmakta psikolojik olarak zorlanıyorum.
  • Bir sevgi kelebeği, efendime söyliyiim bir aşk böcüğü değilim.
  • Şu anda saçlarımı yıkayıp yıkamamak konusunda arkadaşımla konuşuyorum.
  • Blogları okumayı çok seviyorum.

19 Şubat 2011 Cumartesi

İncir Reçeli

Bana bir şeyi sevme hakkı vermediler, ben de incir reçelini sevdim. İncir Reçeli sendin sevgilim.
'İncir Reçeli'ne gidin !' yazmıştı bir blog...
İyice merak etmemi sağladı. E ben de gittim,izledim,çok sevdim.
Filmdeki renkler,müzikler,replikler çok güzeldi...
Evet,aşk filmi ama ufak ufak da olsa birçok başka konuya değinmiş.
Gidin,izleyin.
Oynayanlar: Sezai PARACIKOĞLU – Melike GÜNER – Sinan ÇALIŞKANOĞLU – Barbara LOURENS – Selim AKGÜL ve Mustafa UZUNYILMAZ
Senaryo sahibi: Aytaç AĞIRLAR
Yöneten: Aytaç AĞIRLAR


Hiç yadırgamadım yüzünü, inan çok tanıdık… Gönlüme hoş geldin sevdiğim, kusura bakma ortalık biraz dağınık.

- Sana dokunmak,tüm kelimeleri yakmak gibi…
+ Sana dokunmak tüm insanları affetmek gibi…

- Bedenin bu kadar ucuz mu bilemedim…
+ Asıl ucuz olan ne biliyor musun; beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız!

18 Şubat 2011 Cuma

Hayallerimizdir bizim özümüz.-2-

Bir önceki yazımda hayallerden bahsetmiştim ama başaramazsın(!) diyerek hayallerini baltalayan hayal katillerinden hiç bahsetmemişim... Meğer çok önemlilermiş.İnsanın bütün motivasyonunu alır,giderlermiş.
Bugün bunu öğrendim.Hiç tatlı bir öğrenim olmadı ama napalım...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Hayallerimizdir bizim özümüz.Özümüzdür hayallerimiz.


Geleceğe dair hep isteklerimiz,beklentilerimiz,planlarımız,düşlerimiz vardır aklımıza geldiğinde yüzümüzde tebessüm oluşturan.
Bazı insanlar, sonrasında üzülmemek,hayal kırıklığı yaşamamak için hayal kurarken sınırlarımızı çizmemiz gerektiğini söylerler.Gerçekçi olmamız gerektiğini anlatırlar bizlere.
Bazıları da hayallerimizde yaşadığımızı,hayal kurarken tamamen özgür olduğumuz için hayal gücümüzün sınırlarını zorlamamız gerektiğini söylerler.
Bazıları ise insanın hayal kurmaması gerektiğini öğütler.
Ama hayallerinin peşinden gitmeni söyleyen sözler ya da hayallerine ulaşmış bir insanla karşılaşmak çok mutlu eder,umut verir insana.Motive eder. İyi gelir.



 Walt Disney demiş ki : " Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın. "

Bu tür sözler çok mutlu ediyor beni.Hayal ettiğini hatta hayal ettiğinden daha da fazlasını yaşamak bir insan için ne büyük bir şanstır...

Bazen bizi mutlu edecek şeyler hayalini kurmuş olmasak da çıkabilir karşımıza.Belki deli gibi sevdiğin birini kaybettiğin,parasız olduğun,dibe vurduğun bir zamanda, öyle biri ya da öyle bir şey çıkar ki karşına;seninle hayat arasında bir köprü kurar. Hayata bağlar seni... Dipten çıkarır,tekrar gücünü toplamana yardımcı olur. Yani hayal etmediğin halde kazanabilirsin;seni en çok mutlu edecek mesleği,aşkı,aileyi ya da huzuru... Sana iyi gelecek şeyleri yani.

Ama bazen de hayal edersin,çalışırsın,didinirsin,özveride bulunursun ama olmaz. Bazen ne yaparsan yap; olmaz.Öyle zamanlarda hayatın karşına daha iyisini çıkarmasını beklersin. Her şerde bir hayır vardır mantığı yani.

Hayal edip, kazanıp, beklediğin gibi olmadığını da görebilirsin.Uzaktan çok doğru gibi gözükür ama içine girince ateş olduğunu anlarsın.Bazen hayalini kurmak,gerçeğini yaşamaktan daha görkemlidir çünkü.


Bir de hayal edip,kazanıp sonra kaybetmek var... Kazandığını sandığın şeyin sende emanet olduğunu anladığın an dünyanın geçiciliği gelir,oturur aklının bir köşesine...


Tabi en güzel ihtimal gibi gözüken;yıllardır hayalini kurduğun şeyin,tamamen senin çabanla,kendi kendine verdiğin umutla gerçekleştiğini görmek. Senelerce hayallerini kurduğun şeyin içinde bulunmak...
Sonra gerçekleşen hayalini yeni hayaller takip eder.. Daha iyisi,daha daha daha...
Çünkü hayal konusunda doyuma ulaşmak zordur."İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar." demiş Yahya Kemal. Yaşamak istiyorsak,hayal kurmaya devam o zaman. İçimizdeki yaşama sevinci,umutlar sönmemeli.Söndürenleri söndürmeli.

Hepimizin hayallerine kavuşması dileğiyle...

8 Şubat 2011 Salı

Sinir dolu bir yazı. O kişiye.

Yaş olarak sürekli benden büyük olduğunu söylesen de insan(burdaki bahsettiğim insan, biyolojik olarak insan olmanın dışında) olamadıktan sonra ne yaşın ne de o saçma sapan sınav sistemini kazanıp üniversiteye girmenin hiçbir önemi yok. İnsanları birbirinden büyük yapan 365 gün olarak saydığımız o yıllar değildir. -Bir insan bir diğerinden büyük olabilir mi,orası başka tabi.
Çok büyük bir olay olmamasına rağmen neden bu kadar sinirlendim ve hemen gelip buraya yazma isteği hissettim bilmiyorum.


  • Evet zoruma gitti. Senin bu kadar saçma salak biri olman zoruma gitti.
    Rahatladım be ohh.

6 Şubat 2011 Pazar

Aşk Tesadüfleri Sever'i Sevdim.

Bazen ilk görüşte bilirsin; o insan senin kaderindir. Bazen bir ömür ararsın, bulunmaz...
"Var olmak tesadüf değilse, aşk tesadüf olabilir mi?"
Başlıktan da anlaşılacağı gibi sevdim ben bu filmi.. Özellikle müziklerine bayıldım. Filmin sonunda Şebnem Ferah'tan Hoşçakal'ı dinledik ki; çok yakışmıştı.İzlemeyenler için filmi anlatmak olmaz şimdi ama çok iyiydi ya. Küçüklüklerini oynayan çocuk oyuncular da çok tatlıydı. Özgür'ün Deniz'e sen şimdiye kadar neredeydin? deyişi, o cümledeki tonlaması,bakışları süperdi.Belçim Bilgin de Altan Erkekli de süperdi.Çok büyük beklentilerim olmadan girdim filme ama beklediğimin üstünde bir şeyle karşılaştım.
Sonuyla buruk bir mutluluk tadı bırakıyor damağınızda.

Bunlar da filmde kullanılan müzikler:
1. Aşk Tesadüfleri Sever - Müslüm Gürses
2. Hoşçakal - Şebnem Ferah
3. Eylül Akşamı - Mehmet Günsür
4. Zaferlerim - Demir Demirkan
5. Yine Yazı Bekleriz (Akustik) - TNK
6. Nefes Bile Almadan - Redd
7. Değirmenler - Teoman
8. Ankara Rüzgarı - Ozan Ünlü
9. Kafes - Mert Çetinkaya
10. Aşkı Bulacaksın - Tanju Okan


Müziklerin her biri sahneleriyle örtüşmüştü.
Eylül Akşamı şarkısını Mehmet Günsür güzel söylemiş ama ben sözlerini çok çok beğendim. Sözler:
Bülent Ortaçgil'e ait.
Hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken
Tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur
Onca neden varken ve tam sırası gelmişken
Hiçbir şey yapmamış ve susmuşuzdur.

Aynı Anda aynı sessiz geceye doğru
İçim sıkılıyor demişizdir.
Aynı sabaha uyanırken kim bilir,
Aynı düşü görmüşüzdür.

Olamaz mı? Olabilir.
Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

Belki benim kağıt param,
Bir şekilde, döne dolaşa
Senin cebine girmiştir.
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa

Birkaç mektup atmışızdır.
Ayın karpuz dilimi gibi batışını
İzlemişizdir deniz kıyısında.
Aynı köşeye oturmuşuzdur Köhne'de,
Belki de birkaç gün arayla.
Olamaz mı? Olabilir.
Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

Bostancı dolmuş kuyruğunda,
Sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir.
Sabah 7:30 vapuruna
Sen koşa koşa yetişirken,
Ben yürüdüğümden kaçırmışımdır.

Aynı anda başka insanlara
Seni seviyorum demişizdir.
Mutlak güven duygusuyla başımızı
Başka omuzlara dayamışızdır.
Olamaz mı? Olabilir.

Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

3 Şubat 2011 Perşembe

Aşk Tesadüfleri Sever'miş.

Kaliteli zaman geçirmek falan diye bir şeyler duyuyorum her yerde.
Fıs!
Ya tabi iyi hoş da benim gibi tembel bir insan için uygulanabilitesi sıfır(0). Şimdi kalkıyorum 12-13 gibi. Daha bir yorgun hissediyorum zaten kendimi bu saatlerde kalkınca. Gün boyu internette kalmak istemiyorum ama okumayı sevmeme rağmen kitap okuyasım da yok nedense. E tvde de hiçbir şey yok.

Hiçbir şey yapmadan,kendime pek de bir şey katmadan geçiyor tatilim.
Evde durmayı çok seven,dışarı çıkmayı pek sevmeyen bir insanım ben.
İçimde gençlik ateşi denen o bitmek bilmeyen enerji yok sanırım.
Ama cumartesi -iptal olmazsa- Aşk Tesadüfleri Sever isimli filme gideceğiz kızlarla. Bakalım film nasıl bir şey... Bu filme aramızdan gitmeyi en çok isteyen arkadaşım Zeynep kod adlı arkadaşımdır. Onu filme çeken unsur ise tabi ki Mehmet Günsur. Böyle yakışıklı,popçu erkek delisi bir kız değil aslında ama nedense bu adama karşı bir hayranlık besliyor.  Düşünün ki Mehmet'in(tanıdığım gibi konuştum farkındayım.Hani Disko Kralı'nı arayıp -Okaaaan diyen kızlar gibi ama acı gerçek ortada;tanışmıyoruz malesef.) bir filminde, bir erkekle öpüştüğünü görmesine rağmen beğenisinde bir azalma görmedim. E Allah için yakışıklı çocuk, yerim.
Bir kutu gördüm filmin sitesinde. E bu kutuyu görünce aklıma çok sevdiğim bir film olan Jeux D'enfants geldi. Bilenler bilir o filmde de bir oyuncak kutu mevzusu vardır. Yo yo sadece bir tesadüftür. Öyledir öyle. Ön yargılı yaklaşmak istemiyorum. Ama çocukluktan beri süregelen bir aşk var burda da ya. Lütfen çalıntı bir konu olmasın. LütfenLütfenLütfen. 
Neyse izlemeden konuşmak olmaz. hadi bakalım.  

2 Şubat 2011 Çarşamba

Tek Gerçek...

Böylesine hayat dolu,cıvıl cıvıl,gencecik bir kadın...

Hepimizin başı sağolsun...                                           

Duymamla hayattaki tek gerçeğin ölüm olduğunu tekrar hatırladım..

29 Ocak 2011 Cumartesi

Televizyon ve Diziler

                         
    Bazen gün boyu tembel tembel tv karşısında uzanmak istiyorum. Hele de okula gitmediğim,havanın yağmurlu olduğu günlerde. Cidden şu yağmurlu havaları hiç sevmiyorum.Kasvetli,yorucu,soğuk.. Tvyi açıyorum ama izlenecek hiçbir şey olmuyor genelde. Esasında sevdiğim bir kanal olan Kanal D'yi açıyorum mesela; ya Akasya Durağı var ya da Arka Sokaklar. Bıkmadılar,usanmadılar bu dizilerin tekrarlarını vermekten.. Tamam tekrar yayınları yapsınlar ama mesela yayın haklarını mı alacaklar nasıl yapacaklarsa Sıdıka'yı,Tatlı Hayat'ı,Beşik Kertmesi'ni vs. yayınlasınlar. Ne güzel dizilerdi bunlar..


    Şimdi bakıyorum da Türk sineması gelişmekte elbette ama ya diziler? Akasya Durağı,Unutulmaz,Küçük Kadınlar ve daha niceleri de nedir yahu? Bu kadar uzun süredir nasıl devam ediyor bu diziler? İnsanlar bu dizileri çekmek için nasıl zamanlarını harcıyor? 
Evet merak etmeyin biliyorum ki izlemek zorunda değilim,izlemiyorum da zaten. Ama bunlara zevk meselesi de diyemem ki..
   
   İzlemediğim halde iyi diziler olduğunu bildiğim Ezel,Behzat Ç ve Öyle Bir Geçer Zaman Ki (ne isim varmış arkadaş) dizilerini izleyen kitle,aynı zamanda bu Unutulmaz'ı,Türk Malı'-ki kendisi bitti sanırım-nı mı izliyor ?
Öyle Bir Geçer Zaman Ki reyting rekorları kırarken ve her yerde ertesi gün Osman'ın başına gelenlerden,Mete'nin nasıl delirdiğinden,Caroline'nin nasıl "aaağli? " dediğinden bahsedilirken,salı akşamları  Aşk ve Ceza nasıl hala yayınlanıyor?
Çakıl Taşları gibi tabiri caizse kendi halinde olan,samimi,bizden hayatları sunan bir dizi biterken,diğerlerinin niye ipi çekilmiyor?

Birbirinin aynısı olan saçma dizilerden bıktık.
    Bir de tüm bunların üstüne TNT imaj değişikliği yapmadı mı ? House'u gece yarısı yayınlamaya başlamış,böyle evlilik programları,Petek Dinçözler falan... Ne ayak oldun Tnt? diyesim geliyor valla.
 
Bir de şey durumu var;dizinin son reklamına girilir tam zurnanın zırt dediği yerde ama reklamların ardından tekrar son sahneyi verip dank BÖLÜM SONU! Salak gibi bekliyorum ben de.. Hayır ana haber bültenlerinde de aynı oyun.. Uğur Dündar diyor ki:"Reklamın ardından döneceğiz.:)" reklam bitiyor "İyi akşamlar bıdı bıdı" yapıyor, kapıyor yayını.. E GiDeCeKtiN maDem NiYe döndün ALLaHSız ! diyerek kendisini terk eden eski sevgiliye Facebooktan seslenen ergen oluveriyorum. Ama severim Uğur Dündar'ı orası ayrı..
Neyse kapatırım kumandamdaki kırmızı tuştan tvyi olur biter değil mi?


23 Ocak 2011 Pazar

Pinhani - YİTİRMEDEN hakkında...

"2006 ve 2008'de yayınladığımız iki albümün ardından, bu defa tek bir şarkı yayınlamayı tercih ettik ; Yitirmeden. Bu şarkıyı şu an için sadece internette bulabileceksiniz. Hem resmi sitemizde, hem de etkin olduğumuz diğer sitelerde şarkı yayınlanacak. Belki bir şarkı internet üzerinden ilk defa paylaşılmıyor, ancak bu bizim için bir ilk ve bundan sonra aynı yolla başka şarkılar da paylaşacağız. Bu şarkıyı, her iki albümümüzü kaydeden ancak 2008 yılında aramızdan ayrılan Tanju Duru'ya ithaf ediyoruz." denilmiş Pinhani'nin kendi sitesinde.Hemen indirdim.Hemen dinledim ve hemen büyülendim.
Durup düşünmeye zamanın olur mu?
Yitirmeden anlamaz insan, sevdiklerin yolun sonunda
Sarıl her fırsatında o insana, arkasından ağlayan olma
Geri getirmez çok ağlasan da
Durur, durur belki başucunda, annen baban kendi çapında
Abin bile kırkyedi yaşında
Ömür, ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış ,ama sorarsan hep geç kalınmış

Güzel günlerimizin bittiğini sanma, belki bir daha böylesi olmaz
Ama her bi gün güzel aslında
Yakın durmanın zor olduğu ortada, uzak olmak her zaman en kolay
Ama en zoru yalnız olunca
Uyur, uyur belki hep yanında, ilk sevgilin kendi solunda
Her hatıra asılı duvarında
Ömür, ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış ,ama sorarsan hep geç kalınmış...





  Şarkıyı dinlediğinizi umarak giriyorum lafa.Nasıl şarkı?Müthiş değil mi?
İnsanı bir yerlere hem de çok uzak bir yerlere,kendine(!)götürüyor..
"Sarıl her fırsatında o insana, arkasından ağlayan olma Geri getirmez çok ağlasan da" diyor şarkı.Bu anlama gelecek o kadar çok söz söylenmiş,yazılmıştır ki.. Ama bunu duyunca ne yalan söyleyeyim sarılasım geldi cidden sevdiklerime. Gaza geldim resmen.  "Uyur, uyur belki hep yanında, ilk sevgilin kendi solunda.." diyor bir de..
Sevgilinin kendi solunda uyuması.. ne diyebilirim ki. harika.harika.harika!
                                           


İlkin Deniz - Kontrbas
Turgut Alp Bekoğlu - Davul
Akın Eldes - Elektrik Gitar
Sinan Kaynakcı - Söz, müzik, akustik gitar, vokal
Erim Arkman - Kayıt, miks , mastering
Barış Erduran - Kayıt asistanı
   hepinize böyle bir şarkı için teşekkürler...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...